20 Tane Yarım Ne Kadar Yapar? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden
“20 tane yarım ne kadar yapar?” sorusu, basit bir matematiksel problem gibi görünebilir. Ancak bu soruya toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından yaklaşıldığında, yanıtı çok daha derin ve katmanlı bir hale gelir. Bu yazıda, sokakta, toplu taşımada ve işyerinde gözlemlediğim farklı insan gruplarının, “yarım” kavramıyla nasıl şekillendiklerini ve toplumun onları nasıl gördüğünü inceleyeceğiz. Bu sorunun teorik bir yanı olduğu kadar, günlük hayatta bireylerin nasıl “yarım” hissettiklerine dair güçlü bir anlam taşıdığı da bir gerçek.
Yarım Olmak: Toplumsal Cinsiyet ve Bireysel Kimlik
Toplumsal cinsiyetin, insanların kendilerini “tam” ya da “yarım” hissetmelerine olan etkisi büyüktür. İstanbul’da, sokakta yürürken, işyerinde veya toplu taşımada her gün karşılaştığım kadın ve erkek figürleri, bu duyguyu nasıl deneyimlediklerini farklı şekillerde gösteriyor. Toplumun kadınlara yönelik beklentileri, onları çoğu zaman kendilerini tam olarak ifade edemeyen, “yarım” bireyler olarak hissettirebilir.
Bir arkadaşımın yaşadığı işyerindeki deneyimi buna örnek olabilir. Kadınların çoğu, her zaman aşırı derecede iyi görünmeli, çok verimli olmalı ve başkalarının ihtiyaçlarına odaklanmalı gibi toplumdan gelen baskılarla karşılaşıyorlar. Her gün “yarım” bir şekilde hissettikleri, yalnızca fiziksel ya da duygusal açıdan değil, aynı zamanda toplumsal rollerin dar sınırları içinde sıkışan bireyler olarak hissediyorlar. Kadınların sadece anne, eş ya da çalışan olmasının ötesinde bir kimlik geliştirmeleri engelleniyor.
Erkekler de toplumsal cinsiyet normları yüzünden benzer şekilde kendilerini “yarım” hissedebilirler. “Güçlü olmalısın, duygusal olmamalısın, başarıya odaklanmalısın” gibi toplumsal kalıplar, erkeklerin kendi duygusal ihtiyaçlarını dışlamasına yol açar. Bu baskı altında, bir erkek, kendisini sadece iş ya da güçle tanımladığı için “tam” hissedemeyebilir. İşyerinde, sokakta ya da sosyal hayatta, erkeklerin duygusal yönlerini açığa vurması, toplumun gözünde onları zayıf kılmak olarak algılanır, bu da “yarım” olma hissini güçlendirir.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Farklı Gruplar ve “Yarım” Hissi
Çeşitlilik ve sosyal adalet, bu soruyu çok daha kapsamlı bir şekilde ele almamıza olanak tanır. Bir toplumda, farklı grupların kendilerini nasıl “tam” ya da “yarım” hissettikleri, sosyal adaletin ve eşitliğin ne kadar sağlandığına bağlıdır. İşyerinde veya sokakta karşılaştığım, azınlık gruplarından olan bireyler genellikle kendilerini “yarım” hissediyorlar. LGBT+ bireylerin karşılaştığı ayrımcılık, onların toplumsal düzeyde kendilerini “tam” hissetmelerini engelliyor. Çünkü, bir insanın değerli sayılması için toplumsal normlara uyum göstermesi bekleniyor.
Birçok toplumsal yapıda, cinsel yönelimlerine ya da etnik kimliklerine göre ayrımcılığa uğrayan bireyler, kendilerini “yarım” olarak hissediyorlar. Sokakta, bir kafede ya da işyerinde maruz kaldıkları gözlemler, onları çoğu zaman toplumun dışlayıcı bir parçası haline getiriyor. Bu durum, bireylerin özsaygılarını zedeleyebilir ve “tam” bir insan gibi hissedememelerine yol açabilir. Çeşitliliği kutlamak ve tüm bireyleri eşit görmek, bu “yarım” hissini iyileştirebilir.
Örneğin, çalıştığım sivil toplum kuruluşunda, engelli bireylerle yaptığımız projeler, onların kendilerini daha “tam” hissedebilmeleri için önemli fırsatlar sundu. Çeşitli projelerde, engelli bireylerin sosyal hayata katılmaları sağlanarak, bu bireylerin de topluma ait oldukları hissettirilmiş oldu. Ancak bu, sadece proje bazında bir çözüm değildi; toplumsal farkındalık ve sosyal adaletin sağlanmasıyla, tüm grupların kendilerini daha “tam” hissetmeleri sağlanabilir.
Yarım Olmanın Toplumsal Etkileri ve Çözüm Yolları
20 tane yarım, bir bütün etmez. Bu, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, yalnızca bireylerin değil, toplumların da “yarım” olduklarını gösterir. Toplumun birçok kesimi, dışlayıcı normlar nedeniyle kendilerini tam olarak ifade edemiyor. Bu da toplumsal huzuru, gelişmeyi ve bireysel mutluluğu engeller.
Özellikle işyerlerinde, cinsiyet eşitliği ve çeşitlilik politikaları, herkesin kendisini “tam” hissetmesi için önemli adımlar atılmasını sağlayabilir. Erkeklerin, kadınların, LGBT+ bireylerinin ve engelli bireylerin eşit fırsatlara sahip olduğu bir toplumda, her birey kendi potansiyelini tam olarak gerçekleştirebilir. Bu da sadece bireylerin değil, toplumun da sağlıklı ve güçlü bir şekilde büyümesine olanak tanır.
Çözüm, daha kapsayıcı bir toplum inşa etmekte yatar. Yarım hisseden gruplara, eşit fırsatlar, görünürlük ve saygı sağlamak, onları tam anlamıyla güçlendirir. Toplumda cinsiyet ayrımcılığını, ırkçılığı, homofobiyi ve engelliliği ortadan kaldırmak, her bireyi değerli ve “tam” hissettirecek bir ortam yaratır.
Sonuç: 20 Tane Yarım, Bir Bütün Yapmaz
“20 tane yarım ne kadar yapar?” sorusu, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında önemli bir soruya dönüşür. Yarım hissetmek, bireylerin hayatlarını zorlaştırır ve toplumsal yapıların ne kadar eşitsiz olduğunu gösterir. Toplumlar, her bireyi eşit ve tam kabul ettiğinde, daha sağlıklı ve güçlü bir yapı kurabilir. Ancak bu, herkesin fırsat eşitliği, adalet ve saygı gördüğü bir ortamda mümkündür. 20 tane yarım, bir bütün yapmaz; ancak toplumsal adalet, herkese kendi bütünlüğünü bulma fırsatı tanır.